Şimdi siz, evlat sahibi anne-babalar!..

  • 16 Ağustos 2018
  • 500.056 kez görüntülendi.
Şimdi siz, evlat sahibi anne-babalar!..

annebabaokulu.net

Kitap Alıntısı: Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Rus yazar Grigory Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabı ile bizlere Finlandiya’yı tanıtmış. Bataklık bir bölgede yoksulluğun hüküm sürdüğü, yer yüzünün kuzeyinde yer alan Finlandiya… Verimsiz topraklarda, çorak bir ülkede; köy kooperatiflerinin, öğretmenlerin, gönüllü doktorların azmi ve aydınlatmaları ile halk gücünün birden, yüzden milyonlara çıkışı ve Finlandiya’nın mutluluklar, güzellikler ülkesi oluşunu güçlü kalemi ile bizlere anlatmış Grigory Petrov.  Bu eserden bu yazımızda “Anne – Baba ve Çocuklar” kısmını paylaşacağız.

Siz gençleri nasıl terbiye ederseniz, onlar da öyle yetişir. Gençlere verdiğiniz terbiye nedir? Sadeci hiç!..

Anneler ev işleri ve yemek yapmakla; babalar da memuriyet, ticaret, dükkan veya fabrika işleriyle meşgul olurlar. Geceleri de geç vakitlere kadar zamanlarını kahvehane ve kulüplerde otururken ve iskambil oynayarak geçirirler. Ama çocuklarıyla asla meşgul olmazlar. Çünkü bunun için vakitleri yoktur. Hem sonra çocuklarla meşgul olmak insanı yoran ve usandıran bir iştir.

Bunlar çocuklarıyla konuşmazlar, onların yaşantılarıyla ilgilenmezler. Sadece boş zamanlarında çocuklarını sevip okşamayı bilirler ve onlara şekerleme ve oyuncaklar almaktan öte başka bir şey yapmazlar. Sonra da,”Haydi bakalım, şimdi odanıza çekilin, gürültü etmeden kedi kendinize oynayın.” derler.

Aslında bunun anlamı şudur:

”Başımızdan defolun da ne isterseniz yapın! Sadece bizi rahatsız etmeyin.”

Bu durum karşısında çocuğun aklı, fikri, ruhu, işlenmemiş bir tarla gibi kalır. Ara sıra çocuklara iyilik, doğruluk ve sevgiden bahsedilse bile, bunlar genellikle ruhsuz, kupkuru, taş gibi sert ve çocuğa yabancı sözlerdir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, çocuğun anne-babası sağ olduğu halde ve evde bunlardan başka birçok halalar, teyzeler, dayılar ve amcalar olduğu halde çocuk yetim gibi büyümektedir.

Bazı ailelerde çocuklar çok iyi beslenirler, iyi giydirilirler, sağlığına -vücut sağlığına- dikkat edilir. Ancak tüm bunlara rağmen çocuk ruhunun saflığı, açlığı ve süsü ihmal edilir.

Şimdi siz, evlat sahibi anne-babalar!..

Bir kere düşününüz. Kendi vicdanınıza danışarak bir karar veriniz. İçinde bulunduğu aile çevresi ve havası çocukların kişiliklerinin sağlıklı bir şekilde oluşmasında ne derece olumludur?

Çocuklara, ”yalan söyleme, yaramazlık yapma, bu hareket kötüdür, nefret uyandırır, günahtır,” gibi nasihatlerde bulunurlar, ama bu nasihatleri veren kişiler birbirlerini aldatırlar.

Çocukları aldatırlar ve yine çocuklara ”kimseyi incitmeyiniz, nezaketli ve terbiyeli olunuz,” derler. Ancak kendileri bu kurallara uymayı düşünmezler.

Çocuklar aldatılmayı çabuk fark ederler. Önce hayret ederler. Anne babalarının kendilerine kötü ve günah diye gösterdikleri şeyleri nasıl olup da bizzat kendilerinin işlediklerini anlayamazlar.

Sonuçta kendilerinde şu kanaat oluşur:

“Anne-babalar yalan söyler, başka türlü davranırlar!”

Bu nedenle anne-babaların sözlerine karşı çocukların güveni kalmaz. ”Şunu yapın, bunu yapmayın” türünden nasihatlere artık aldırış etmemeye başlarlar.

Çocukların azarlama, kınama ve cezayla itaatkar ve sevgi dolu olabileceklerini sanmayın. Onların yanında öyle davranınız ki, sizin meziyetlerinizi bizzat görerek sizi sevmeye başlasınlar.

Kimi anne-babalar evdeki yaşantılarına, giysi ve beden temizliğine dikkat etmezler. Çocuklarının yanında kirli, sökük ve eski elbiselerle ve kirli el ve ayaklarla dolaşırlar. Konuşma ve davranışlarında nezahet ve nezakete riayet etmezler.

Kimileri de onların yanında birbirleriyle kavga ederler ve ”babanızın nasıl biri olduğunu görüyor musunuz? veya ”annenizin nasıl bir kadın olduğunu kendiniz görün!” gibi sözlerle çocukları da kavgalarına ortak ederler.

Aile toplantılarında meydana gelen dedikodulara, başkalarını çekiştirmelere, küçük bir çıkar için çevrilen dolaplara dair sözlere dikkat ediniz.

İşte çocuklar ergenlik çağına ulaşıncaya dek 15-20 yıl böyle feci bir ortamda büyürler ve ondan sonra da yaşlılarımız çocukların neden göklerde uçmadıklarına, kanatsız kaldıklarına şaşarlar.

Böyle söyleyen anne-babalara sormak gerekir:

“Siz çocuklarınızı terbiye ederken yükselmeleri için onlara kartal kanatları mı taktınız? Yoksa bu kanatları kökünden mi yoldunuz?”

Çocukları büyüyüp oğlanları delikanlı, kızları genç kız olunca, anne-babalar geleceklerine dair pembe hayaller kurarlar. Oğullarını mühendis, doktor, tüccar, avukat, memur veya iyi bir meslek sahibi yapmak isterler. Kızları içinse zengin bir koca aramaya koyulurlar.

Çocukları için hep servet ve refah sağlamaya uğraşırlar. Böylelikle annelik ve babalık görevini en iyi şekilde yerine getirdiklerine inanırlar. Bu konuda Lev TOLSTOY, gayet haklı olarak şu sözleri söylüyor.

”Hayattaki düzensizliklerin en büyük nedenlerinden biri şudur ki, herkes hayatında refaha kavuşmayı arzu eder, fakat hayatını terfi ettirmesini ve bizzat çalışma sonucunda hayatını daha iyi biçimde düzenleme ihtiyacını hissetmez.”

Herkes hayattan bir şey almak ister, ama ona bir şey vermek istemez. Çoğu kimse hayata menfaatçi, zorba asalak olarak atılır. Hayatın anlamını bu asalaklıkta ararlar.

Böyle bir hayat anlayışı uzun yıllar boyunca acı içinde çocuklara aşılanır.

Kimler aşılar?

Anne-baba!..

Bu telkinlerle yetişen çocuklar, büyüdüklerinde zorba, aç gözlü, şehvet düşkünü, tembel ve vurdumduymaz olurlar.

En sonunda artık hiç kimseye ve hiç bir şeye sevgi ve bağlılık duymayan duyarsız gençler olur çıkarlar. Bu tiplerde ülkeye, millete karlı sevgi, yüksek düşüncelere ciddi uğraşlara saygı uyanmaz. Anne ve babalarını da içtenlikle sevmezler.

Ne ekerseniz, onu biçersiniz.! Ne pişirirseniz, onu yersiniz!

Eğer gençliğin ruhunu tarım yapılmayan bir tarla gibi kendine bırakırsanız, orada ısırgan otları ve dikenler yetişir.

Anne-babaların, çocuklarının beyinlerini ve kalplerini işlemeden kendi haline bırakmaları, akla ve vicdana uygun değildir. Hatta böyle bir ihmal, ahlaksızlıktır, cinayettir. Çünkü çocukların iyi terbiye görüp görmemesi meselesi, yalnız anne-babayı ilgilendiren bir mesele olmayıp, aynı zamanda toplumu ve devleti de ciddi bir şekilde ilgilendiren hayati bir meseledir.

İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın. Özgürlükler alanında da halka dilediğiniz kadar haklar tanıyınız. Sosyalizmin veya liberalizmin sihirli gücüne dilediğiniz kadar inanın. Eğer çocuklarınız gerektiği şekilde eğitim almazlarsa hayata bir hiç olarak atılırlarsa, yasalar ve bütün sosyal haklar var olmasına rağmen toplumsal hayat yine de sönük ve ruhsuz olacaktır.

Bu nesilden gelen memurlar bencil ve uyuşuk, devlet adamları ise politik madrabaz olurlar.

Milletvekilleri çıkar peşinde koşar.

Okullar yeni neslin bilincini körelten ve kalbini karartan birer karanlık mağara olur.

Basın, sokak fahişelerinin albümlerine döner.

Tok veya aç olan halk kitleleri ise, kendilerine yabancı olan her şeye, özellikle varlıklı sınıfa mensup insanlara karşı nefret, kıskançlık ve intikam duyguları beslemeye başlarlar.

Bizim yeni ve genç vatanımız sizden böyle şeyler beklemiyor!..

Snelman ve dostları, kentlerde ve köylerde bu türden konferanslar veriyorlardı.

Hazırlayan: annebabaokulu.net

Kaynak: bilginkadinlar.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ