3 aya kalmaz ölür!

Çiğdem Altınöz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 28 Şubat 2008
  • 225.697 kez görüntülendi.
Down Sendromu mu?
O da ne?
Gelince konuşuruz diyor eşim ama sesi hiç iyi değil, ağladığını anlıyorum.
Telefonu kapatır kapatmaz kütüphaneme koşuyorum. Ana Britannica ansiklopedisinden buluyorum down sendromunu.
Okuyorum, bir daha okuyorum… Bir daha, bir daha…
Olmaz…
Benim kızım değildir bundan… Değildir… Yanılmışlardır mutlaka…

Down Sendromu mu ?
O da ne ?
Gelince konuşuruz diyor eşim ama sesi hiç iyi değil, ağladığını anlıyorum.
Telefonu kapatır kapatmaz kütüphaneme koşuyorum. Ana Britannica ansiklopedisinden buluyorum down sendromunu.
Okuyorum, bir daha okuyorum… Bir daha, bir daha…
Olmaz…
Benim kızım değildir bundan… Değildir… Yanılmışlardır mutlaka…

*
Kız Enstitüsünde (şimdi teknik lise deniyor) okurken Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünü seçmiş, önce ileride olacak evlatlarıma iyi bir anne, sonra da anaokulu öğretmeni olabilmek için üç yıl eğitim almıştım yıllar önce. Okulumu iyi derece ile bitirmiş olmama,  hem özelde hem devlet okullarında öğretmenlik yapmama rağmen neden Down Sendromu denen şeyden haberim yok?
Ansiklopedide bu tür çocukların zihinsel özürlü oldukları, kalplerinin delik olacağı en fazla on- on iki yaşına kadar yaşayabildikleri yazıyordu. Genellemedir bu, olur mu hiç öyle şey?
Tanrının verdiği canın süresine ansiklopedi mi karar verecek?
Ağlıyorum.
Yedi ay bedenimle bütünleşmiş evladımın tam olarak ne olduğunu bilmediğim hastalığına mı ağlıyorum, öleceğine mi ağlıyorum bilemiyorum ama gözyaşlarıma hakim olamıyorum.
*
Kızım hastanede kaldığı on yedi günün sonunda taburcu edilince, evden önce dosdoğru Cerrahpaşa’ya gidiyoruz. Eşim önceden genetik merkezinden randevu almış.
Hastaneye yattığında 2200 gr iken şimdi 1600 grama düşmüş, kafasından serum verildiği için ipek saçları tıraşlanmış,  kırış kırış deriden ibaret, sürekli uyuyan bir bebek var kollarımda. Melek kızım, Elif Nur’um.
*
İlgili bölüme geldiğimizde doktor bebeğimi köşede duran masaya yatırmamı istedi.
Biraz bekledikten sonra bölüm başkanı olan hoca geldi.
Eşimle biraz sohbet ettikten sonra bebeğimi yatırdığım masaya doğru gitti, şöyle bir göz ucuyla baktı.
Eşim bebeği soyup soymayacağımızı sordu.
Hoca “ gerekmez” dedi. Bu çocuk down sendromu değilse bileklerimi keserim.
Çekinerek sordum.
– Hocam ne yapmamız gerekiyor ?
– Bir şey yapmanız gerekmiyor
– Yani beslenmesi ve benzeri şeyler….
– Nasıl bakıyorsanız yine öyle bakın, eğer ölmezse üç ay sonra kontrole getirin.
– Anlamadım nasıl yani ?
– Şöyle…bu tip çocuklar çok yaşamaz, ölür.
Ağlamaya başladım. Yaşlar gözümden sicim gibi iniyor. Doktorun bu soğuk ve kısa konuşması ile sanki başıma bir balyoz yemiş gibiyim.
Hoca yanındakilere kısa talimatlar verip, geldiği gibi çıktı gitti.
Az sonra başka bir doktor geldi ve çocuğu tutmamızı söyledi. Elinde kocaman bir iğne vardı ve kızımın boynundan bir tüp dolusu kan çekti.
Hala ayakta durabildiğime, bayılmadığıma göre galiba çok güçlü bir kadınım… Ama ağlıyorum sessizce, gözyaşlarıma hakim olamıyorum.
Eşimden bazı bilgiler aldılar ve gidebileceğimizi söylediler.
Arabaya bindik eve dönüş yoluna çıktık.
Kızımı öpüyor ve ağlıyorum durmadan.
– Ağlama, dedi eşim…ağlama artık
– Ne olur bırak beni, bırak bu gün doyasıya ağlayayım.  Zira yarından itibaren ağlamayacağım. O adam kendini ne sanıyor Allah mı ?
– Ellerine benzer vakalar çokça geldiği için öyle söyledi sanırım.
– Eline ne gelirse gelsin, bizim yüzümüze o şekilde söyleme hakkını kim veriyor ona?
Bu gün ağlayacağım, ama bu isyandan değil. Zira biliyorum ki canı veren de alan da bu doktor değil, Allah.
Eve kadar kızımı hem kokladım, hem ağladım.
Savaşımız başlıyor kuzucuğum…
Biz güçlüyüz, başaracağız…
Çiğdem Altınöz

Merhaba Bu resim, hayatımı değiştiren bir resim. Kromozomların resmi…

1992 yılında kızıma Down Sendromu tanısı konulduğunda ne yapacağımı bilememiş ve deliler gibi araştırmaya çabalamıştım.
O zamanlar yeterli bilgiye, kaynağa sahip olmadığım için oldukça zorlandım kızımı büyütürken.
Yıllar içinde önümüze çıkan zorlukları bir bir aşarken, Meleğimle birlikte ben de büyüdüm.
Oysa öyle genç de değildim.

Sizlere bu köşeden “merhaba” derken yıllar öncesine geri dönüş yapıyor ve 1991 yılına dönüyorum.
Ağustos son sıcaklığını sunarken bizlere, ikizlerime hamile kaldığımı öğrenmiştim.
İşte o zamanlardan bu günlere uzanan yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu paylaşımlar bazen öykü kıvamında olacak, bazen soru-cevaplar şeklinde.
Bazen uzmanlarımız katkılar sağlayacaklar, bazen de bizzat melek anneleri.

Eğer zihinsel engelli bebeği olan annelere bir nebze katkımız olabilirse bundan bahtiyar oluruz.

“Anne Baba Okulu” zihinsel engellilere ulaşabileceğimiz, onların gerek sorunlarını, gerekse başarılarını paylaşabileceğimiz bir platform olarak bizlere bu hizmeti sağladığı için kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.

YAZARIN SON YAZILARI
Buyurun Piyangoya - 29 Mart 2008
Ne Yürür Ne Konuşur - 15 Mart 2008
3 Ay Dediğin Ne ki? - 2 Mart 2008
3 aya kalmaz ölür! - 28 Şubat 2008
Meleğimin Hikayesi - 16 Şubat 2008
İlk Yazım - 8 Şubat 2008
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ