Down Sendromu mu? O da Ne?

Çiğdem Altınöz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 21 Şubat 2008
  • 525.413 kez görüntülendi.

Merhaba,

Bir önceki yazımı, “Bu bebekler doğacak, herkese ve her şeye rağmen” diyerek noktalamıştım.

O noktadan devam edelim.

İkiz bebek taşıyan bir anne olarak müthiş heyecanlıydım.

Aylar usulca geçerken, kontrollerim sonrasında her şeyin yolunda gittiğini öğrendikçe mutlu oluyor, bebeklerimin sağ salim dünyaya gelmesini sabırla bekliyor, esasen zengin olan hayal dünyamı yeni hayallerle daha da zenginleştiriyordum.

İkiz annesi olacak olmak duygusu bambaşkaydı.

Acaba aynı anda ikisini birden kucağıma nasıl alacaktım?

Aynı anda acıkıp ağladıklarında ne yapacaktım?

Acaba ikisini de sağlıklı olarak yetiştirmek nasip olacak mıydı?

Sorular, tedirginlikler, bazen de korkularla geçen aylar.

*

Zaman denilen şey mi geçer, siz mi zamandan geçersiniz bir gemi gibi süzülüp ?

Sunulan hayat diliminde bahşedilen sürenin kullanımında siz, ne kadar sizsiniz ?

Çevrenin istediği gibi misiniz yoksa siz mi çevreyi kendinize uydurmaya çabalarsınız ?

Başarıların insana verdiği gurur insanı ne kadar değiştirir , ne kadar kendin kalırsın ?

Her türlü zorlukta ipi kendi başına göğüsleme cesaretini bulduğunu sanmakla cahil cesareti mi göstermektesin ?

İşler yolunda gitmezse ve sorunlar büyürse bu kararından pişmanlık duyacak mısın?

Ne garip bir duygu halidir ki bu, böyle düşünüp duruyordum sık sık.

Tüm bunları düşünmeme iten sebepleri az çok biliyordum ama yine de düşünmeden edemiyordum.

Sanırım hamileliğin verdiği özel bir duygu yoğunluğundandı tüm su sorular.

Bir de yolun yarısına gelmiş olmanın verdiği endişe diyebiliriz.

Sonra,   kendimce yapılması en doğru olanı yaptım ve işimden ayrıldım.

Zira işimle birlikte bebeklerin sorumluluğunu taşımak ağır gelecekti.

Kendime zaman ayırmak demek, bebekleri sağlıklı büyütmek demekti.

İşimi, tırnaklarımla kazıyarak edindiğim kariyerimi kaybetmekle,   o yorucu tempo yüzünden bebekleri kaybetmek arasında yapılacak en akıllı tercihi yapmıştım.

*

Artık yedinci aya gelmiştik ikizlerimle beraber.

Yerimden kalkarken neredeyse vinç gerekiyordu. Yürümekte zorlansam da sağlıklı bir doğum için gerekli diye düşünüp mutlaka yürüyüşler yapıyordum.

Doktorum bebeklerin erken doğabileceğini, hazırlıklı olmamı söylediğinde beni nasıl bir telaşın sarmaladığını varın sizler düşünün.

Ramazan ayı da gelmek üzere.

Usul usul hazırlandık Ramazana.

Bebekler için iyi kötü giysiler de hazırdı ama her şeyi tam layıkıyla hazırladığımı söylesem yalan olur.

Giderek daha da ağırlaşmıştım. Artık ben de hissediyordum, bu bebekler iki ay daha duramayacak ve özgürlüğe merhaba diyeceklerdi yakında.

Doktorum haklıymış.

1992 Martında Ramazanın ilk orucunu tutmak için sahura kalkılacağı gece sancılarım başladı.

Sabaha karşı sofrayı hazırlayıp, çayı demledim. Yemekler hazırlanmış, börek ısınmış. Gel gör ki bende bir yudum yiyecek hal de, uyuyacak göz de yok.

Ev halkını sahura kaldırdım. Güle oynaya Ramazanın ilk sahurunu yediler. Ben çaktırmadan böreğin ucundan didikledim ve   sevdiğim insanların yaptıklarımı beğenerek yemelerini seyrettim keyifle.

Sonrası sabırlı bekleyişti.

Sabah eşime hastaneye gitmemiz gerektiğini söyleyince yüzünde beliren korkulu hali, yaşadığı paniği anlatmayacağım zira bunu doğum yapmış tüm anneler, doktorlar anlayacaktır.

*

Kolay bir doğum değildi ama öyle ya da böyle dünyaya gelmeye kararlıydı bebekler.

Öğlen vakti artık ikiz annesiydim.

Üstelik biri erkek biri kız.

Bebekler geçici süre kuvözde tutuldular, her şey yolunda gidince de yanıma almama izin verildi. Sağlıklı iki çocuğum olmuştu, mutluydum, gururluydum.

*

Taburcu olup bebeklerimle evime döndüğümde hayat denilen romanın bir sayfasını geride bırakıp, yeni bir sayfayı okumaya başlıyordum.

Bir oğlum varken şimdi iki oğlum, bir kızım vardı. Bir anda üç çocuk annesi oluvermek insana keyif, heyecan, korku, gurur velhasıl insana has duyguların hepsini yaşatıyor.

İlk üç gün geçiverdi. Dördüncü gün kızım sapsarıydı.

Derhal hastaneye götürüldü.

Yeni doğan sarılığı değildi, erken doğduğu için karaciğeri tam olarak görev yapamıyor denmiş.Yeniden kuvözler, çadırlar, serumlar, bir dolu tıbbı yardım.

Kucağımda ikizin diğer teki, aklım, ruhum hastanede.

Eşim telefon etti akşamüzeri.

Sesi ağlamaklı.

Kalbim duracak sandım, ya kızım öldüyse ?

– Yok dedi, yaşıyor korkma, ama…

– Aması ne? Söyle ne var?

– Kızımız down sendromlu olabilirmiş.

O da ne?

Çiğdem Altınöz

Merhaba Bu resim, hayatımı değiştiren bir resim. Kromozomların resmi…

1992 yılında kızıma Down Sendromu tanısı konulduğunda ne yapacağımı bilememiş ve deliler gibi araştırmaya çabalamıştım.
O zamanlar yeterli bilgiye, kaynağa sahip olmadığım için oldukça zorlandım kızımı büyütürken.
Yıllar içinde önümüze çıkan zorlukları bir bir aşarken, Meleğimle birlikte ben de büyüdüm.
Oysa öyle genç de değildim.

Sizlere bu köşeden “merhaba” derken yıllar öncesine geri dönüş yapıyor ve 1991 yılına dönüyorum.
Ağustos son sıcaklığını sunarken bizlere, ikizlerime hamile kaldığımı öğrenmiştim.
İşte o zamanlardan bu günlere uzanan yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu paylaşımlar bazen öykü kıvamında olacak, bazen soru-cevaplar şeklinde.
Bazen uzmanlarımız katkılar sağlayacaklar, bazen de bizzat melek anneleri.

Eğer zihinsel engelli bebeği olan annelere bir nebze katkımız olabilirse bundan bahtiyar oluruz.

“Anne Baba Okulu” zihinsel engellilere ulaşabileceğimiz, onların gerek sorunlarını, gerekse başarılarını paylaşabileceğimiz bir platform olarak bizlere bu hizmeti sağladığı için kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.

YAZARIN SON YAZILARI
Buyurun Piyangoya - 29 Mart 2008
Ne Yürür Ne Konuşur - 15 Mart 2008
3 Ay Dediğin Ne ki? - 2 Mart 2008
3 aya kalmaz ölür! - 28 Şubat 2008
Meleğimin Hikayesi - 16 Şubat 2008
İlk Yazım - 8 Şubat 2008
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ