Kim Demiş Yapamaz Diye

Çiğdem Altınöz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 05 Nisan 2008
  • 425.407 kez görüntülendi.
Oğlum, kızımın lokomotifi
Anlamıyorlardı. Anlayamazlardı beni demiştim. Varsın anlamasınlar, anlamaya çalışmasınlar. Doğru bildiğim yolda, sabırla yürümeye devam edeceğimi biliyordum. Kızıma da kendime de güveniyordum. Üç aya kalmaz ölür denmişti ama ölmemişti. İnadına sarılmıştı hayata meleğim. Elbet yürüyecekti, elbet gün gelip konuşacaktı babasına inat.
Oğlan emekleme devresini bitirip, koltuklara tutunarak ayağa kalkıyor ve bir adım atıp popo üzerine düşüveriyordu. Yılmadan, defalarca deniyordu bunu. Baba, dede, bua, mama gibi sözcükleri de rahatça söylüyordu. Kızım ise emeklemiyor, yüzükoyun konunca geri geri kaydırıyordu kendini. Komşumuz Makbule teyze üzüldüğümü görünce beni teselli ediyor; emeklemeyen, sürünen çocuklar birden kalkar yürür diyordu.
Kızım giderek daha tatlı bir bebek oluyordu. Ela-yeşil hareli gözleri, uzun kirpikleri bembeyaz, yumuşacık teni, dolgun dudakları vardı. Ne giydirsem yakışıyordu. Prenses gibiydi.
Sekiz ay geçip, dokuzunca aya girmiştik, Oğlum çok aktifti . Akıllı, ne istediğini bilen, inatçı ama yumuşacık bir yüreğe sahip biri olacağının sinyallerini veriyordu. Ay sonunda yürümeye başladı.
Kızımı desteksiz oturtabiliyorduk artık. Hastanede kökünden kesilen saçları yeniden uzamış, yüzü daha anlamlı hale gelmişti. Oturduğu yerde eline verilen muzlu gofreti afiyetle emiyor, yediği gofret bitince üzülüyor, yeniden istediğini belli ediyordu. Çıkardığı seslerin, kelimelere dönüşmeye başlaması yakındı. Kardeşini taklit etmesi bizim için bulunmaz nimetti.
Artık şundan emindim. Oğlum, kızımın lokomotifiydi.
Önümde uzun ve zorlu yıllar vardı. Kızım önce yürümeyi öğrenecekti. Konuşması geç de olsa önemli değildi, nasılsa bir şekilde konuşturmasını da bilirdim.
Dokuz ayları bitmeye yakın kızımda değişimler başladı. Dört ayak üzerinde durmayı deniyor, öne arkaya doğru ritmik sallanışlar yapıyor, kardeşini taklit etmeye çalışıyor, onun yaptığı her hareketi ve tekrarladığı her sözü beynindeki bilgisayara kaydederken, hep gülümsüyordu.
Ama dili de hep dışarıda duruyordu.
Minicik ellerini, avuçlarının ortasındaki dümdüz çizgiyi seviyordum. Ağabeyi neredeyse yok denecek kadar küçük burnunu tutup sıkıyor, çekiyordu.
“Yapma” desem de yapıyordu bunu.
-Anne baksana burnu yok bunun, tutup çekersem büyür belki.
-Olur mu hiç dediğimde nereden öğrenmişse öğrenmiş Japon ve Çinli kadınların küçük ayaklı kalmayı başarmalarını anlatıyordu. Ona göre büyüyen şeyler, dar kalıplarda fazla büyümeyip küçük kalacağı gibi, küçük şeyler de çeke çeke uzatılabilirmiş. Gülüyorduk bu çabalarına.
Yılbaşı geldi. Bu, ikizlerimizle geçireceğimiz ilk yılbaşımızdı. Bir yıl önce dört kişiydik, birden bire altı kişi oluvermiştik. Ümidimi korumayı, daha doğrusu kızım konusunda ümitsizliğe kapılmamayı sürdürüyordum. Biliyorum ki çabalarsam daha iyi olacak her şey…
Pes etmek yok, yılmak yok, üzülsem de belli etmek yok…
Bir yıl oluverdi bile
Ocak ve Şubat ayları kızımın dört ayak üzerinde çalışmaları ile geçti. Oğlana ilk ayakkabısını alıp, giydirdik. Ayakkabının çıkardığı ses pek hoşuna gitti. Ayaklarını yere vurdurarak, pat pat diye ses çıkarıp koşmaya çalışıyor, kızımsa o koştukça, hemen dört ayak durma vaziyetine geçip öne arkaya sallanmaya, neşeli sesler çıkarmaya başlıyordu.
Kapıda durup kızıma sesleniyor, haydi gel annene diyordum. Öne arkaya sallanmalar fazlalaşıyordu. Eminim başaracaktı.
Koca bir yıl geçmişti onları dünyaya getireli. Mart gelmişti. Koca bir yıl diyorum.
Aslında bir yıl geçtiğinde geçen yıl için ne kadar çabuk geçti, anlamadık bile deriz. En azından ben öyle derdim eskiden. Yılların hızlı geçmesine şaşardım. Oysa bu yıl bana kocaman ve uzun gelmişti. Şimdi bebeklerimin doğum gününü nasıl kutlayalım diye düşünüyorduk.
Baba, “Pastaları benden, sen yorulma” diyor. Olur mu? Kek de yaparım, meyve salatası da yaparım…
Aklıma doktorun ilk gördüğünde söylediği söz geliyordu. “Üç ay sonra ölmezse getirirsiniz” diyen o ses. Burnumun direği sızlayıveriyordu. Dört tane üç ay geçmiş hayata sımsıkı bağlanmıştı prensesim.
Mayıs ayında kızım için bir yürüteç almaya karar verdim. Belki kızımı ayakta tutabilir ve ilk adımlarını atmasında faydalı olabilirdi. Emeklemeyi başaramayan bebeği, yürütece koymak, pek çok insana anlamsız gelebilir ama denemeye değerdi.
İlk denememiz başarısız oldu. Yürütecin içinde birden pelteleşti kızım.
İkinci, üçüncü denemelerde ise başardık. Oturdu ve pelte gibi salmadı kendini.
İlk önceleri ayaklarını yere tam basamıyordu. Oysa kucağıma alınca ellerime, bacaklarıma kuvvetlice basmayı öğreneli çok olmuştu. Belki de bensiz kendini güvensiz hissediyordu.
Yere oturdum ve yürüteçten sallanan ayaklarının altına ellerimi soktum. Hemen kuvvetlice bastı. Büyük oğlumu çağırdım yanıma. Ben ellerimi bu şekilde tutacağım sen ise çok hafif olarak yürüteci arkadan iteceksin dedim. Denemek istiyordum.
Ellerim ayaklarının altında olarak ben geri geri gidiyorum, oğlum itiyor. Kızım ellerime kuvvetlice basarak adım atmaya çabalıyor.
-Haydi kızım, gel diyorum. Gel anneye, haydi yürü…
Bir, üç, beş…
Deneme, yanılma yöntemim işe yarıyor işte… Kızım yürüteç ile yürüyebileceğini anladı.
Fazla yormuyor, indiriyorum.
Yerde hemen dört ayak üstüne geliyor ve yürütece doğru gitmek istiyor. Ses çıkarıyor, hatta bağırıyor.
Demek istiyor ki, “Koy beni oraya.”
Yeniden yerleştiriyorum yürütece… Bu kez ellerimi çekiyor ve karşısına geçiyorum.
-Haydi gel anneye…
Bir başarısız adım, ikinci deneme, üçüncü deneme… Kımıldatıyor yürüteci… Öne doğru bir adım atınca, bir çığlık atıyor sevinçle.
Başarmanın çığlığı…
Hayata sarılmanın çığlığı…
Artık bir üst boyuta atladık.
Bundan sonrası daha kolay olacak… Biliyorum.
Kızıma güveniyorum… Başaracak…
Çiğdem Altınöz

Merhaba Bu resim, hayatımı değiştiren bir resim. Kromozomların resmi…

1992 yılında kızıma Down Sendromu tanısı konulduğunda ne yapacağımı bilememiş ve deliler gibi araştırmaya çabalamıştım.
O zamanlar yeterli bilgiye, kaynağa sahip olmadığım için oldukça zorlandım kızımı büyütürken.
Yıllar içinde önümüze çıkan zorlukları bir bir aşarken, Meleğimle birlikte ben de büyüdüm.
Oysa öyle genç de değildim.

Sizlere bu köşeden “merhaba” derken yıllar öncesine geri dönüş yapıyor ve 1991 yılına dönüyorum.
Ağustos son sıcaklığını sunarken bizlere, ikizlerime hamile kaldığımı öğrenmiştim.
İşte o zamanlardan bu günlere uzanan yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu paylaşımlar bazen öykü kıvamında olacak, bazen soru-cevaplar şeklinde.
Bazen uzmanlarımız katkılar sağlayacaklar, bazen de bizzat melek anneleri.

Eğer zihinsel engelli bebeği olan annelere bir nebze katkımız olabilirse bundan bahtiyar oluruz.

“Anne Baba Okulu” zihinsel engellilere ulaşabileceğimiz, onların gerek sorunlarını, gerekse başarılarını paylaşabileceğimiz bir platform olarak bizlere bu hizmeti sağladığı için kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.

YAZARIN SON YAZILARI
Buyurun Piyangoya - 29 Mart 2008
Ne Yürür Ne Konuşur - 15 Mart 2008
3 Ay Dediğin Ne ki? - 2 Mart 2008
3 aya kalmaz ölür! - 28 Şubat 2008
Meleğimin Hikayesi - 16 Şubat 2008
İlk Yazım - 8 Şubat 2008
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ