Meleğimin Hikayesi

Çiğdem Altınöz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 16 Şubat 2008
  • 542.615 kez görüntülendi.
Hafif hafif kıpırdamalarla ben buradayım diyordu.
Öyle zayıf, güçsüz darbelerdi ki bunlar O’nun kız olduğuna dair hiçbir şüphe kalmamıştı içimde.
Büyük oğlumla babası “hayır ikisi de erkek olacak “diye neredeyse benimle iddiaya tutuşup kendilerine bir hediye almamı sağlayacak projeler üretirken, ben sadece gülümseyip karnımı sıvazlardım.
Gariptir doktor da anlayamamıştı cinsiyetlerini.
-Yaramazlara bakın hele hiç belli etmiyorlar ne olduklarını
-Aman doktor bey, sağlam ve sıhhatli olsunlar da varsın erkek ya da kız olsunlar ne önemi var demiştim…
Anne olmak için biraz ileri yaşta iseniz, sizi başkalarına izah edemeyeceğiniz çok değişik bir korku sarıyor. İçinizde bu korkuyu hep hissediyorsunuz.
Hiç beklenmedik bir zamanda öğreniyorsunuz ikiz bebeklere hamile olduğunuzu.
Doktorun içinizi resimlediğinde iki tane minicik mercimek tanesinin hareketini gördüğünüzde asla cinsiyeti nedir acaba şeklinde bir düşünceniz olmuyor.
Garip bir heyecan, belki biraz endişe ve çokça şaşkınlık.
Zira çocuk doğurmak aklınızın ucunda bile değil.
Yetişkin bir evladınız, sağlam bir işiniz ve kariyeriniz varken, özetle hayat yolunda tıngır mıngır devam ederken bir anda ikiz bebek beklediğinizin ortaya çıkması sizi izahı zor bir duygu âlemine sevk ediyor.
Çelişkiler, çelişkiler, çelişkiler…
Ya şöyle olursa, ya şunu bunu kaybedersem korkuları, ya da kendinizle ilgili bir dolu düşünce beyninize hücum edince, doğacak yavruların  cinsiyetinin bir önemi kalmıyor.
Sonra kendi kendinizle kalıyorsunuz.
Soruyor, sorguluyorsunuz. İçinizdeki ses, daha doğrusu akılınızın sesi ” bu çocukları doğurmanın zamanı değil” derken, dini ve vicdani yanınız “hayır” diyor.
Her ne olursa olsun doğurmak gerek.
Vakit geç değilken ufak bir operasyonla bu bebekler aldırılabilir ama bu iki cana kıymakla, gözünü kırpmadan insan öldüren katillerden ne farkım kalabilirdi ki?
Sonra, belki de size Tanrının en büyük armağanı olan o muhteşem analık duygusu sarıveriyor her yanınızı.
İçinizde, derinlerde bir yerde size bahşedilmiş bu duyguyu doya doya yaşamanız için sunulmuş iki armağanın kalbi pıt pıt atmakta ve siz onların orada olduğundan korktuğunuz kadar büyük bir keyif de almaktasınız.
Sanki ayrıcalıklı gibisiniz.
Bir değil iki tane…
Artık eminsiniz ve kesin kararınızı vermişsiniz. Bu bebekler doğacak…
Herkese ve her şeye rağmen.
Çiğdem Altınöz

Merhaba Bu resim, hayatımı değiştiren bir resim. Kromozomların resmi…

1992 yılında kızıma Down Sendromu tanısı konulduğunda ne yapacağımı bilememiş ve deliler gibi araştırmaya çabalamıştım.
O zamanlar yeterli bilgiye, kaynağa sahip olmadığım için oldukça zorlandım kızımı büyütürken.
Yıllar içinde önümüze çıkan zorlukları bir bir aşarken, Meleğimle birlikte ben de büyüdüm.
Oysa öyle genç de değildim.

Sizlere bu köşeden “merhaba” derken yıllar öncesine geri dönüş yapıyor ve 1991 yılına dönüyorum.
Ağustos son sıcaklığını sunarken bizlere, ikizlerime hamile kaldığımı öğrenmiştim.
İşte o zamanlardan bu günlere uzanan yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu paylaşımlar bazen öykü kıvamında olacak, bazen soru-cevaplar şeklinde.
Bazen uzmanlarımız katkılar sağlayacaklar, bazen de bizzat melek anneleri.

Eğer zihinsel engelli bebeği olan annelere bir nebze katkımız olabilirse bundan bahtiyar oluruz.

“Anne Baba Okulu” zihinsel engellilere ulaşabileceğimiz, onların gerek sorunlarını, gerekse başarılarını paylaşabileceğimiz bir platform olarak bizlere bu hizmeti sağladığı için kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.

YAZARIN SON YAZILARI
Buyurun Piyangoya - 29 Mart 2008
Ne Yürür Ne Konuşur - 15 Mart 2008
3 Ay Dediğin Ne ki? - 2 Mart 2008
3 aya kalmaz ölür! - 28 Şubat 2008
Meleğimin Hikayesi - 16 Şubat 2008
İlk Yazım - 8 Şubat 2008
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ