Dinleme Erkanı

  • 18 Nisan 2018
  • 644 kez görüntülendi.
Dinleme Erkanı

İnsanoğlu bu dünyaya bazı işlevlerle gönderilir. Yemek, içmek, dokunabilmek ve daha birçoğu. Fakat elimizdeki nimetlerle gönderilmek onların hakkını verebildiğimiz anlamına gelmez. Görmenin yalnızca bakmak olmadığı gibi duymanın da seslerin kulakta sadece titreşim haline gelmesi elbette olmamalıdır. Hatta duymak kelimesini bir yerde okuduğumuzda aklımıza işitmek ve biraz daha ötesi olan anlamak gelmelidir. Örneğin “İşit bu sözü Sezai’den …” mısrasındaki asıl meramın dinlemekten öte şeyler olduğunu elbette hissetmekteyiz.

İşte bu sebeple karşımızdaki kişinin sözlerini kesmeden dinlemenin bir edep olduğunu bol bol kendimize hatırlatmamız lazım. Malesef ki çocuklar sınıflarda defalarca kez söylediğimiz ve yaptığımız güzel davranışları edinmek yerine bir kere gayri ihtiyari sergilediğimiz yanlış davranışı hemen kapıyor ve hayatlarına geçiriyorlar. Örneğin sınıfta bir çocuğun sözünü kesip konuşmasını bitirmesine izin vermediğimizde muhakkak ki öğrencinin bu yanlışı kendine örnek aldığını bilmeliyiz. Bu yüzden öncelikle kendimiz, dinleme erkanının bir marifet olduğunu gösterebilmeliyiz. Ya da söz alan öğrencinin cümlelerinin, nereye varacağını önceden kestirip “yeterli, anladım” gibi ifadelerle sözünü kestiğimiz de çocuğun kalbini kırarak özsaygıyı zedeleyici davranışlarda bulunmuş oluruz. Takdir edersiniz ki sınıf içindeki bu hareketler çocukları derse katmak yerine dersten soğutur ve çocuğun tekrar söz alma isteğini engeller.

Zira hayat nasıl ki bütün unsurlarıyla bir tamsa sınıflar da öğrencilerin soru sorması, dinlemesi ve söz almasıyla bir bütünü oluşturur. Bu yüzden sınıfın çok sessiz olması da öğretmene birkaç mesaj vermelidir; mesela dersin konusu öğrencinin ilgisini çekmemiş ya da sıkıcı anlatımımdan dersi dinlemeyi bırakmış olabilir. İşte tam da böyle zamanlarda öğretmen bu tek taraflı sessizliği bozmak için ortaya konunun özünden uzaklaşmayan bir espri atarsa kan akışı yavaşlamış sınıfı bir anda eski temposuna yükseltebilir.

Öğretmen için sınıfı adeta bir vücut gibidir, kendisi derste eğlenirse öğrenciler de eğlenir kendisi konuyu isteksiz anlatırsa öğrenci de isteksiz dinler. Sınıfımın benim için bir sahne olduğunu hissederek dersi anlatırken karşımdakilerin de soğuk bir duvar olmadığını asla unutmamalıyım. Dile getirdiğim her şey de empati yeteneğimi üst düzeyde kullanmalı ve sahnenin diğer tarafındaki öğrencilerin duygularını fark etmeliyim. Çünkü kendimizi öğrencinin yerine koymadan ısrar ederek ders anlattığımız da inanın ki akıllarında kalan şey yalnızca sıkıcı 40 dakika olabiliyor. Halbuki ders bütünlüğü sadece anlatmaktan geçmez yeri geldiğinde ne anlattığımı görebilmek adına öğrencilerden bir miktar özet geçmelerini istemeliyim ki gerçekten anlattıklarım karşı tarafa geçmiş mi, dersim eğlenceli mi olmuş sıkıcı mı yani bir diğer deyişle dersin içinde öz değerlendirmeyi eksik etmemeliyim.

Gün sonunda aynayı kendime tuttuğumda duymak istediklerimi değil, öğretmen olarak gerekenleri yerine getirdiğimi bana aynanın söylemesini isterim. Zira konu aralarında öğrencilere soru sormak da yapmam gerekenlerin başında gelir. Bilindiği üzere tek taraflı anlatımlar öğrenciyi pasifize eder ve düşünme yeteneğini çalıştırmasına olanak vermediğimiz ders akışında çocuklar anlatılanları kendince gereksiz görür ve dinleme ihtiyacı da ortadan kalkar. Çünkü soru sorulmayacağını kendince kabullenen öğrenci dinlemeyi artık mühim görmez ve aslen inandığımız şeylerden birisi de soru sormanın anlamaya yakın ettiğidir bu yüzden söz alıp soru sormak talebenin dersi dinlediğinin en önemli göstergesidir.

Zira musikî eğitimlerinde talebeye müziği öğretmenin ilk yolu da sesi dinletmekten geçer, kulağını vereceği sese aşina kılar. Hafızlığın temeli hocanı dinlemekte yatar. Öyledir ki ilk eğitimimiz de anne karnında duymakla başlar. Anne, sesiyle bebeğine kendini hissettirir ve sesiyle bebeğini terbiye eder. Bu yüzden eğitimde seslerimiz, jest ve mimklerimiz biz öğretmenler için fazlaca kıymetlidir. Sesimizi sınıfta müzikal anlamda kullanmak da dersin akıcı bir şekilde devam etmesine yardımcı olduğu gibi bazı cümlelerde sesimizi alçaltıp bazı yerlerde yükseltmek de öğrenciyi sınıfta dinç ve uyanık tutar. Bazen de güzel bir hareket karşısında onayımızı belli eden bir sükut, tıpkı peygamberimizin takriri sünneti gibi değil midir…

Fakat sınıflarda başarmak istediğimiz anlamlı sessizliği bir türlü oluşturamıyor, susmalarını talep ederken bizim sesimiz daha da artıyor ve öğrenci de kendini sınıfın ses düzeyine uyumladığında ortaya ilk karmaşadan daha da vahim bir durum çıkıyor. Çünkü nasıl ki karanlıkta daha iyi görebilmek için göz bebeklerimiz daha çok büyür aynı şekilde sesimiz de ortamdaki sesten etkilenir ve kendini ona göre ayarlar. İşte böyle zamanlarda konuştuklarımız sesten öteye geçmez ve sözlerimiz öğrencinin ne aklına ne de kalbine ulaşır. O halde şimdi zamanı geri saralım ve sınıfı bu hale getiren öğretmen-öğrenci merkezli yanlış davranışları bulup tekrar etmemeye çalışalım. İnanıyorum ki pusulanın yönü bize duymayı değil karşı tarafı dinlemeyi işaret edecektir.

Elif Gülmek

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ